Fethi Kayaalp Büyük Ödülü

İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin emekli öğretim üyelerinden ressam, gravür sanatçısı, restoratör, eksper müzeci ve galerici olan Fethi Kayaalp’in adı İstanbul’un sanat çevrelerinde iyi bilinir. Kayaalp, Türk modern sanatının temel taşı olan Akademi’de itibarlı bir atölye hocası olmanın yanında Türk resminin her döneminden hasarlı resimleri hayata döndüren bir restoratördür ve Türkiye’de restorasyonun bilinmediği bir dönemde, imkânsızlıklar içinde yürüttüğü yoğun çalışmasıyla yok olmaktan kurtardığı resimlerin çokluğu, günümüzde onun zamanında kullandığından çok daha gelişkin bir teknolojinin ürünlerini kullanarak resim restorasyonu yapan genç restoratörlerin kendisine duydukları saygıyı açıklamaya yeter. Sanatsal çalışmalarıysa iki alanda yoğunlaşmıştır; resimlerinde figüratiften, soyut arayışlara uzanan bir çerçevedeki çalışmaları ve esas maharetiyle hevesini gösterdiği gravürleri. Şüphesiz, İDGSA’da Sabri Berkel’in yanına öğretim elemanı olarak atandığı Gravür Atölyesi’nde 20 yıla yakın süre boyunca, zor bir zanaatı tanımaya hevesli öğrencilere metal başta olmak üzere, taş ve ahşap gibi baskı çeşitlerini büyük bir titizlikle öğretmesi de bundandır. Yaklaşık kırk seneye yayılan bir zaman diliminde meydana getirdiği kalkan balıkları konulu çalışmalar, tüm gravürleri içinde gözle görülecek kadar belirgin bir tematik seri oluşturur. Kayaalp’i bir sanatçı olarak tanıyanlar için bu gravürler, bir ustanın incelikli çalışmalarıdır. Onu daha yakından tanıyanlar içinse bunlar Bozcaada’dan ses veren imgelerdir. Çünkü Fethi Kayaalp adalıdır. Bozcaadalıdır. 

Fethi Kayaalp, Bozcaadalıların yakından tanıdığı ve sevdiği “Fethi Hoca”larıdır. Halkının asırlar boyunca balıkçılık ve bağcılıkla geçindiği ufak bir Ege adasının İstanbul’da okumuş, saygın bir sanatçı ve hoca olmuş evladıdır. O yüzden de adalılar, Fethi Hocalarını sevmenin yanında, onunla gurur da duyarlar. Bu orta boylu, geniş omuzlu, mavi gözleri gözlüklerinin ardında parlayan, erkenden ağarmış saçlı adamın 1970’li yıllarda Poyrazliman’daki evinin önünde bulunan iskeleden Poyraz adlı teknesiyle ayrılıp limana yanaşması, adalıların bugün de iyi hatırladığı bir manzaradır. Bazıları akrabası, bazılarıysa çocukluk arkadaşı olan adalılarla selamlaşır, sohbet eder; alışverişini yaptıktan sonra Poyraz’a binip oltasını atar, akşam yemeği için balık tutarak evine döner. Evde, adalıların “süslü yenge” diye andığı karısı Necmiye Hanım’ın kurduğu sofraya ailece oturulur (bu sofra, şükür ki halen yerindedir ve misafir ağırlamaya devam etmektedir).

Kayaalplerin sofrası, eski adalılığın son manzaralarındandır. Kendisi de eski adalılığın son temsilcilerinden olan Kayaalp’in daima sahip çıktığı adalı kimliğine duyduğu sevgi; sanatçılığı ve eğitimciliğiyle birleşerek Bozcaada’yı 1960’lardan itibaren pek çok Ege kasabasının başına gelen şeyden, yani tarihsel kimliğini yitirmiş, turistik bir beton panayırına dönüşmekten kurtarmıştır.

1960’ların sonunda Neşet Günal, Gündüz Gökçe, Sadun Ersin, Özdemir Altan gibi Akademili öğretim üyeleri, Kayaalp’in öncülüğünde adaya gelirler. Kentli bir sanatçı topluluğunun, bakir ve el değmemiş bir ‘kayıp cennet’ arayışının sonunda Bozcaada’ya ayak basması, 1960’larda benzerine Batı dünyasında da rastlanabilecek bir kaçış tecrübesi sayılabilir. Fakat Akademililer adalılarla hemen kaynaşmışlar ve adalı Dilek Razlıklı’nın mükemmelen tarif ettiği gibi “bir yaz, birdenbire Bozcaada sokaklarında pipolu, tuvalli profesörler türemiş ve adalılar fırçayla paleti tanımışlardır”. Akademililer, önce Sulubahçe’de adanın doğal dokusuyla uyumlu olan Yedievler’i inşa ederler. Zamanla başka Akademililerin de gelişiyle, adada önceden “turizm, kuru üzüm” sözündeki alaycılığın belirlediği turizm karşıtı tavır kırılır. Aslında, Akademilileri turist olarak nitelendirmek mümkün değildir; onlar, adada kalıcı olmuş, daha doğrusu adalı olmuşlardır. Akademilileri çarşıda pazarda alıveriş yaparken, balıkhaneden elleri kolları dolu dönerken veya Yakar Kaptan’la sohbet ederken görmek 1970’lerin Bozcaadasının alışıldık manzaralarındandır. Eğer Akademililer turistse, onlar rafine ve adaya saygılı bir kültür turizminin parçasıdırlar. Ancak 1980’lerle başlayıp sonraki yıllarda şiddetlenen kitlesel turizmin sonunda adaya çok farklı bir ‘tüketici’ kitlesi gelmeye başlayacaktır; bu kitlenin adayla kurduğu ilişkide bir keşif heyecanının tetiklediği kalıcılık arzusundan çok, anlık bir tüketim iştahı vardır. Fakat bu dönemlerde adayı keşfeden ve adaya daimi veya kısmi olarak yerleşen bir topluluk daha vardır ki, onlar 1960’larda Kayaalp’le Akademili arkadaşlarının yaptığı gibi, adanın melez tarihsel ve kültürel geleneklerinin birleşmesinden doğmuş özgün dokusuna müdahale etmezler; aksine onu muhafaza edip, ayak uydurmak ve bütünleşmek niyetindedirler. Bu bağlamda, onların çabasıyla hayata geçirilen BIFED, zamanında Kayaalp’in ve ona eşlik eden arkadaşlarının başlattığı hareketin de doğal halefi niteliğindedir.

 

 

Kayaalp’in ve Akademililerin, adanın ucuz ve kitsch bir sayfiyeye dönüşmesini engellemek adına verdikleri mücadeleye dair ufak bir anektod, Bozcaada’nın atlattığı tehlikelere dair iyi bir fikir verecek ve belki BIFED’in neden bu kadar önemli olduğunu da açıklayacaktır. 

1980’lerin ortalarında, adanın o dönemki belediye başkanının ve bazı belediye çalışanlarının üyesi olduğu bir kooperatif, adanın bakir koylarından birine iki yüz konutluk bir site inşa etmek niyetindedir. Ancak Anıtlar Kurulu’yla Akademililer arasında yakın ilişkiler vardır ve Akademililer, Bozcaada’nın dokusunu zedeleyecek olan bu mütecaviz tasarının her defasında kuruldan dönmesini sağlarlar. Tekrarlanan bu duruma öfkelenen belediye başkanı, bir akşamüzeri Poyrazliman’dan teknesiyle gelerek limana yanaşan Fethi Kayaalp’i bir bahaneyle makamına çağırtıp ona saldırır. Besbelli, gerçekleşmeyen konut projesinin intikamıdır bu. Fakat Fethi Hocalarına yapılmış bu saldırı, adalılarda öfke uyandırmıştır. Ertesi gün, Akademililerin ve Kayaalp’in çocukluk arkadaşı Yakar Kaptan’ın başını çektiği adalıların düzenlediği büyük bir protestonun hedefinde belediye başkanı vardır. Konut projesi böylece geri çekilir; bir daha sözü edilmez. Ancak adanın dokusuyla tümüyle uyumsuz olan bir başka konut projesi de, adaya ANAP döneminin bir hediyesi olarak kısa bir süre sonra inşa edilecektir. Yine de Kayaalp ve arkadaşlarının, adanın özgün mimari dokusunun korunmasından, adanın SİT alanı ilan edilmesine ve hem mütevazı hem de insancıl bir kültür turizminin ilk adımlarının atılmasına varana dek pek çok alandaki katkılarının değeri, bugünün tüketim odaklı turistik istilasının yıprattığı adada daha da iyi anlaşılmaktadır. BIFED’in etik kaygılarla taçlanan ekolojik söyleminin tohumları, 1960’larda Fethi Kayaalp ve Akademili arkadaşları tarafından atılmıştır. O yüzden, BIFED’in Büyük Ödülünü Fethi Kayaalp’in adına vererek onu onurlandırması demek, Bozcaada’nın kültürel kimliğiyle doğal dokusuna yönelik tüm saldırılara karşı yürütülen sayısız mücadeleyi de anmak ve onurlandırmak demektir.

Ali Kayaalp